Kırmızı Pazartesi, Hıncal Uluç’u kim öldürdü?

Ertuğrul Özkökeşinin adına gönderen “Tansu’ya Mektuplar“başlık altında yazılmış ve”haber bülteni” olarak paylaştığı yazılarında bugün, yaşamını yitiren Türkiye’nin en eski gazetecilerinden Hıncal Uluç’un ardından kaleme aldığı yazıda, “Kâğıdı kurtaran insandı. Kâğıda hiç ihanet etmedi, hep sadık kaldı. Ne var ki sadık dostu kâğıt can çekişiyordu. Ona yardım edecek mecali kalmamıştı. Bu duygu Hıncal Abi’yi yaşlandırdı. bir hava verdi. Hüzün ve çaresizlik onun bütün renklerini götürdü. Kaybettiği ilk renk de mavi oldu… Yeniliğe açık yaşama sevincinin rengi yani…” düşüncesini dile getirdi. Özkök, Uluç’la arasının Spotify yazılarını nedeniyle açıldığını belirtti.

Özkök’ün”Kırmızı Pazartesi, Hıncal Uluç’u kim öldürdü?” başlıklı yazı şöyle:

Kırmızı Pazartesi, Hıncal Uluç’u kim öldürdü?

2010 yılı başında Hürriyet Genel Yayın Yönetmenliği’nden ayrıldıktan sonra uzun süre gazeteye hiç uğramadım.

İlk defa 2013 yılında genel yayın yönetimi Berberoğlu’ngider, “Enis girerlerse gelir icra kuruluna 5 anlatmak bir sunum yapmak istiyorum dedi.

İçlerinden “Bu adam ne yapmak istiyor yine?” Soru geçmişitir, ama bana karşı her zaman nazikti ve “Tabii abi gel” dedi.

Kanyon yakınlarındaki iki odalı ofis

O yıl Spotify Türkiye’ye girmişti.

soruşturma o dönemdeki Türkiye yöneticisi Ergül Çivi’yi sormak için ziyaretine gittim.

Kanyon yakınlarındaki iki odalı bir ofiste çalışıyorlardı.

Arkasından platforma girmiş, listelerimi yapmaya başlamış ve Türkiye’de en çok izlenen Spotify listeleri olmuştu.

Amacım Hürriyet İcra Kurulu üyelerine şunu anlatmaktı:

“Dünyada bir internet yayını kitapçılığı başladı. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak ve Hürriyet Spotify’la birlikte güzel işler yapabilir” demekti.

Anlattım ve çıktım.

Hürriyet’in yönetim kademeleriyle son görüşmem bu oldu.

Dün Hıncal Abi’yi kaybedince neden o gün gelir?

Dün Hıncal abiyi kaybettiğimizi öğrendiğimizde nedense 2013’deki o icra kurulu toplantısı geldi.

(“Hıncal abi” diyorsam lütfen laubaliliğime vermeyin.

Hıncal Abi Hürriyet’e geldiğimden beri beni dağıtan az sayıda Bab-ı Ali mensubu gazeteciden vardı.

Öteki ikisi de Güneri Cıvaoğlu ve rahmetli Ufuk Güldemir’di.

Zaman zaman beni eleştirirdi, ama en zor anlarımda ondan gelen bir yazı, bir mesaj, yapmak isteyip de başaramadıklarım konusunda bana yeniden özgüven verirdi.

Ölüm haberini aldığım an yaşadığım tek şey şuydu

Ancak son yılların aldığı puanlar azaldı, onun yerine gelen eleştiriler, hatta çok ağır masraflar aldı.

Bunun Miladı da 2013’te Spotify’ın Türkiye’ye girişidir.

Hiç gocunmadım, kendimi sorguladım, hatta haklı eleştirmenler konusunda kendimi düzeltmeye çalıştım.

Ama ne yazık ki artık aramıza Spotify girmişti.

Dün akşam ölenlerin haberini biriktirdiklerinde ise içimdeki tek duygu, sevgi ve ona minnetti…

Bu yazı işte o minnet ve sevginin biraz hüzünlü ifadesi olacak.

Bana Hıncal Uluç’u tek ve beş cümle ile anlat deseniz

Bana Hıncal Uluç’u tek cümle ile anlat deselerdi söyleyeceğim tek cümle şu olacaktı:

“Hıncal Uluç Türk medyasında 1980’lerde başlayan içerik devriminin en devrimci liderlerindendir…” Ona bir cümle daha ilave et derseniz,

ikinci cümlem şu olurdu:

“Hıncal Uluç Türk medyasında siyasi yazar sultasının kıran ilk devrimcidir…” Üçüncü cümle derseniz onu da şöyle anlatırım:

“Hıncal Uluç Türk medyasında, 2000’lerde gelecek olan

‘eğlence’ yani eğlence konseptini keşfeden ilik devrimcidir.”

Bir de dördüncü cümle:“Türk medyasında ‘Ben’ kelimesini kullanan cüret eden ilk devrimcidir.”

Ve son olarak beşinci cümle:

“Gazetecilikte gerçek cesaretin,

iktidardaki liderlere vurmak değil, merkezi ahlakı, görünen gazetecilik tarzını, anlatım gücündeki kalpleri kırmak olduğunu öğreten gazetecidir.”

Ayşe Arman

Beşinci cümleyi hiç küçümsemeyin, Ayşe Arman o kapıdan birbirine geldi

Bu beşinci cümleyi hiç küçümsemeyin.

Çünkü “Kadının Adı Yok” diyen ilk devrimci gazete yazarları o kapıdan kapıya geldiler.

Yani ilk “Asena’lar…”

Duygu Asena mesela…

Ayşe Arman gibi devrimcilerin yolunu bu cümle açtı.

“Biz” tahakkümüne başkaldıranlar o hücre evinde devrim yemini etti

Onun hikâyesinde en önemli kitaplardan biri “ben” diye yazabilme ve konuşabilme vardır.

Çünkü “ben” diyebilmek, yazar “biz” tahakkümünden kurtarır, yani özgürleştirir. Ona hayranlığımın ilk nedeni budur.Türk gazeteciliği 1980’li yılların sonunda gerçek bir devrim yaşadı.

Bunu da 12 Eylül’de Ankara’dan İstanbul’a taşınan gazeteciler sağladı.

Onlar Ankara’nın ‘Ağır ol da molla desinler’ tarzındaki ağır sisinden kaçan sürgünlerdi. Önce bir başka devrimcinin, Ercan Arıklı

‘nın “hücre evine” sığındılar. “Kadınca” devrimi işte bu, medyanın ilk hücre evi bulundu.aynı evde

Mehmet Yılmaz, Ali Kocatepe

ve başka kişiler yaşıyordu.

Gazetecilerin müzikle, pop müzikçilerle

ilişki, o hücre evi, yani Ercan Arıklı’nın kurduğu o dergi hücrelerini başlattı.

Ve gazetecilik, siyasi yazarlara “Bir adım geri” deyip, hayata kapılarını o evin sonuna kadar açtı. O hücre evinin Kitap Komiseri Hıncal Uluç’tuBu hücre evinin, Devrim Komiseri Hıncal Uluç’tu…

Açıkça buyur, benim neslimin yeni yazarları, hepimiz biraz da onun paltosundan çıktık.

O kısıtlamayı destekleme, sevme hakkımız kadar dövme, yerden yere vurma hakkımız da vardı.

Biz

o hakkı kullanmadık, Hıncal abi ise, bir abi olarak bunu sonuna kadar kullandık.

Ama tam yuvaları olduğu anlarda yine yanımızdaydı, sırtımızı okşadı.

Onun sayesinde Türk pop ailesini, sporun o güne kadar insanları hiç açılmamış arka odalarını, gastronomiyi, restoranları, sinema salonlarını, tiyatrolarını, dünya haritasını keşfettik.

Açılan o kapıdan giren yeni niyeti ve genç yazar çıktı.

Siyasi gazeteciliğin demode olmuş, kendini arka plana düşmüş hisseden bütün ağır babaları o nedenle hiç sevmedi Hıncal abiyi…

Bizse çok sevdik…

ta ki

Spotify geliyor ve Hıncal Abi’yle aramız açılıyor

Ta ki Spotify gelinceye kadar.

Aslında ikinci devrim geldi ve bu defa kitapçılık insanlar değil, teknolojiler sağlıyor.

Dijital Kitap.

Ve mesleğin akıllı, ilerici üyeleri sörf tahtalarını alarak bu yeni dalganın üzerine atıyordu.

Oysa Hıncal Uluç devrimci olsa da, kâğıdın sonsuz güce inananlar neslindendi.

Kâğıtta Kitapyöntemci insanı aynı kağıt statüsükocu hale getiriyordu.Hiç sevmedi dijital devrimi… Reddetti… Onu övenlere kızmaya başladı. Ve ilgili ilk benimle ağır yazısını Spotify hakkında yazdı.

Gazetedeki sayfamı olduğu gibi Spotify’ın o yıl sonunda yayınlanan en çok dinlenenler listelerine ayırmıştım.“Bu nedirdedi.

“Spotify reklam yapıyor”

diye şikayet etti. Artık F aruk Bildirici’

lerin safına geçmişti.

Yerden yere vurduklarımızı…

mesaj attı,

“Hıncal Abi, milyonlarca insan artık çıkışlarını buradan alıyor. Hayatımızın en önemli şeylerinden biri bu”

diye indir.

Hiç ikna olmadı.

Aklı gittikleri konserlerde, diye kendisine söylenen “demo” kasetlerinde kalmıştı.

Sonra Netflix geldi ama onun aklı sinema salonlarındaydıSonra Netflix geldi…

Youtube yaygınlaştı.Sosyal medyanın önüne geçti.

Ama onun aklı ve ruhu hala

kağıttaydı.ğıdı kurtaran insandı.

Kâğıda hiç ihanet etmedi, hep sadık kaldı.

Ne var ki sadık dostu kâğıt can çekişiyordu. Ona yardım edecek mecali kalmamıştı.

Bu duygu Hıncal Abi’yi yaşlandırdı. Üslubuna daha acımasız, daha acımasız

bir hava verdi.

Hüzün ve çaresizlik onun bütün renklerini götürdü.

Kaybettiği ilk renk de mavi oldu…

Yeniliğe açık yaşam sevincinin rengi yani…

Bazen ben de rüyamda gazetedeki köşemi deneyin

Onu anladığım bir taraf var hiç şüphesiz. Kâğıt bizim neslimiz için kendimizi var kılmanın en etkili mecrası gibi görünüyor bize.Bazen ben de rüyamda, kendi yazımı, kağıt üzerinde bir sayfa, rengarenk fotoğraflar arasında denemeler.

Hâlâ içimde görünen o kağıt.

Sayfadan uzaklaşmak, “kaybolmuşuz” duygusu veriyor bize…

içimdeki

o aşk yaşamaya devam ediyor, ama hayatta yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey daha var.

Hiçbir şey ölü bir aşk kadar ölü değildir.

Hıncal Abi Çetin Altan’ın hüznüyle veda etti hayata

Çetin Altan ölmeden önce Türk düşüncesi ve siyasi yaşamı miras olarak kalacak şu sözünü söylemişti:

“Hayal ettiğimiz bu ülke değildi…” Aslında sadece onun değil, bizim neslin, 68’lilerin ve ötekilerinin de ortak hüznüdür bu cümle.Hıncal Abi’nin hayali olduğu medya da bu değildi.

İşte bu hüzünle ve hayallerle birlikte ayrıldığın yerlerden…Ama ben onun devrimci yanını hiç unutmayacağım.Hıncal Abi, 80 neslinin öncüsü gazetecilerini kitaplık sahillerine taşıyan “Granma gemisinin” kaptanıydı…

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *